Dilara Kahyaoğlu
2014
Amaç: Göçebe, savaşçı, göçebe, yerleşik
vb. kavramlar üzerinden Orta Asya topluluklarının ekonomik, siyasi ve sosyal
yapısını inceler, tartışır.
Kilit Beceriler: Analiz, Araştırma, Yazma, Kanıt Kullanma, Çıkarında
bulunma
Kaynak 1:
İbn-i Haldun (1332 Tunus - 1406 Kahire)
![]() |
1a. İbn-i Haldun Enstitüsünün sembolü
Arap-Amerikan Müzesi, Michigan
|
14. yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçisi. Köklü bir aileden geldiği için iyi bir eğitim aldı. Tunus ve Fas'ta devlet görevlerinde bulunduktan
sonra Gırnata ve Mısır'da çalıştı. Kuzey Afrika'nın o dönem istikrarsız ve entrikalarla dolu
siyasal yaşamı 2 yıl hapiste yatmasına neden oldu. Bedevi kabilelerini çok
iyi tanımasından dolayı aranan bir devlet adamı ve danışman oldu. Mısır'da 6
defa Maliki kadılığı yaptı. Şam'ı işgal
eden Moğol İmparatoru Timur ile
görüşmesi bir fatih ile bir bilginin ilginç
buluşması olarak tarihe geçti.
Siyasal
yaşamdan çekildiği dönemlerde adını tarihe geçiren 7 ciltlik dünya tarihi
Kitâbu’l-İber ve onun giriş kitabı olarak düşündüğü Mukaddime'yi
yazdı. Eseri, Arap dünyasında etki yaratmasa da Osmanlı tarih anlayışını
derinden etkiledi. Başta Kâtip Çelebi, Naima ve Ahmet Cevdet Paşa olmak üzere Osmanlı
tarihçileri Osmanlı Devleti'nin yükseliş ve çöküşünü pek çok defa onun teorileriyle
analiz etti. Arap dünyasında yeniden keşfedilmesi ancak Arap milliyetçiliğinin
gelişmeye başlaması ile oldu. 19. yüzyıldan itibaren ise Avrupalı tarihçiler
tarafından keşfedildi ve eserleri büyük takdir gördü. Öyle ki Toynbee,
aradan geçen yüzyıllardan sonra onun için şöyle dedi: "Herhangi bir zamanda, herhangi bir ülkede, herhangi bir zihin
tarafından yaratılmış en büyük tarih felsefesinin sahibi".
Kaynak 2:
İbn-i Haldun Ne Diyor? (Birinci Görüş)
*İbni
Haldun’a göre yerleşik tarımcı yaşam biçimi nedeniyle barışçı, çoban ise
savaşçıdır.
*Devletlerin
tıpkı canlı bir organizma gibi olduğunu düşünen İbni Haldun bir devlet; “Doğar,
büyür, ihtiyarlar ve ölür”diyor. Göçebe devletlerin ömürlerini de buna göre
dönemlendirir.
*Göçebelerde,
aynı soydan gelen akraba olduklarından “asabiyyet”
denilen “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz
için“ şeklinde özetlenebilecek kabile dayanışması çok güçlüdür.
1-İlk
dönemde göçebeler devleti kurmak için gereken güç ve üstünlüğü ancak
“asabiyyet”ten bulur ve devlet doğar.
“İlk dönemde devletin başında bulunan kimse ululuk göstermek vergiler ve
paralar toplamak, devletin sınırlarını korumak konusunda kavmi için iyi bir
örnek oluşturur. Onların görüş ve oylarını almadan tek başına bir şey yapmaz”.
2-Bu
dönemde devlet başkanı köleler edinmeye başlar ve bunların sayısını çoğaltır
ama asabiyyet hala devam etmektedir.
3-Hükümdar,
asabiyyetin kudretini kırar, onları boyunduruğu altına alır. Mal ve serveti
kendisi için ayırıp onları yoksul bırakır. Bundan sonra gelen topluluklar,
savaşmakta tembelleşir, göçebelik alışkanlıklarını unuturlar. Oysa devleti o
sayede kurmuşlardır.
4-Böylece
ihtiyarlık dönemine giren devlet artık asabiyyeti güçlü yeni bir kabile
tarafından yıkılmaya hazır hale gelmiştir ve ölür. Onun yerinde kazanan kabilenin önderliğinde yeni bir devlet
ortaya çıkar.
(İbni Haldun'dan aktaran) Avcıoğlu, Doğan. Türklerin Tarihi. s: 209-210'dan
kısaltılarak alınmıştır.
Kaynak
3:
Wolfram Eberhard, (1909-1989)
Çin dili ve tarihi ile Türk halk masalları alanında çok sayıda çalışma
yapan Alman sosyolog.
Berlin’de Doğu Dilleri Okulu’nda ve Berlin Üniversitesi’nde öğrenim
gördü. Nazilerin 1933′te iktidara gelmesi üzerine Almanya’dan ayrıldı. Çin’e
giderek Pekin Üniversitesi’nde ders vermeye başladı. 1936′da Doğu Halkları
Bilim Müzesi müdürlüğüne getirildi. 1937′de Türkiye’ye geldi ve 1948′e değin
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Çin dili ve tarihi
profesörü olarak ders verdi. 1948-76 arasında ABD’de
California Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olarak çalıştı. 1964′ten sonra
Heidelberg Üniversitesi’nde konuk profesör oldu, Mainz Bilimler ve Edebiyat
Akademisi’nin, Münih’teki Bavyera Bilimler Akademisi’nin ve Amerikan Folklor
Derneği’nin üyesi olan Eberhard’ın Çin Tarihi (1947) ve Uzak Doğu Tarihi (1957)
adlı kitapları ilk kez Türkçe olarak yayımlanmış, daha sonra yabancı dillere
çevrilmiştir.
Ayrıca Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi’nde de
pek çok makalesi yayımlanmıştır.
(AnaBritannica s: 599)
Kaynak 4:
Bozkır İmparatorluklarının Kuruluş ve Yıkılış Yasası (İkinci Görüş)
Bozkırda bir boy ve budun
konfederasyonun dağılması sonra güçlü bir boy çevresinde yeni bir
konfederasyonun doğması, “değişmez yasa” sayılır. Bu değişmez sayılan yasanın
sosyo – ekonomik açıklamasını Eberhard, özet olarak şöyle yazar:
“Bunların
ekonomisine büyük hayvan yetiştirme ekonomisi denebilir. Özellikle at
yetiştirilir, eti ve sütü yenir, içilir. Sığır ve koyunda beslenir. Aynı
zamanda az miktarda yardımcı tarımla da uğraşılır, böylece kış yemi ile ek yem
sağlanır idi. Avcılık de ek besin kaynağı olarak bir rol oynar idi. Fakat Çin
Han sülalesi (MÖ. 206 – MS. 220) döneminde Hunlarda (Hiung-nu) tarım yavaş
yavaş kalkar. Çünkü Çin’den buğdayın ticaret yoluyla elde edilmesi daha
ekonomiktir. Çin tarım bölgesine yapılan yağma akınlarıyla avcılık da değer ve
önemini yitirir. Böylece Han dönemi Hunların ekonomik yapısı, yağma ya da
ticaret ile davar yetiştirme kültürüne dönüşür.
Bundan sonra
birçok bunalımlar birbirini izler: Yağmacılığın sonucu olarak, kısa bir süre
için tarımcı Çinliler, göçebe Hunlara düzenli haraç verirler. Bununla ticaret
başlar. Göçebenin yüksek tabakası olan hükümdar ile soylu aileler, yeni
malların tüketimine yönelirler, gittikçe daha görkemli malları tüketirler.
Böylece tarımcı ülkenin üretimine daha çok bağımlı olurlar. Göçebelerin soylu
tabakasını hoşnut etmek için, değişimde tarımcı ülkeye sağlanması gereken
mallar, göçebe halk tabakasının gittikçe daha çok vermek zorunda kaldıkları
atlarından, kocabaş hayvanlarından ve onların ürünlerinden ibarettir. Bu
nedenle, göçebe arasındaki toplumsal çelişkiler, daha çok belirginleşir. Aynı
zamanda soylu tabakalar gevşerler, askeri güçlerini yitirirler. Malların
göçebeye akıp gitmesi, tarımcı ülke (Çin) ekonomisini elverişsiz yönde etkiler
ve bu malların dışarıya gönderilmesinin önlenmesi eğilimi güç kazanır. Öte
yandan, göçebenin bu mallar karşılığında verdiği at, bir savaş silahıdır; at,
tarımcı ülkenin askeri gücünü çoğaltır. Değişimden kaçınma eğilimi yeter
derecede ilerlediği zaman, dostça(rüşvet) ya da düşmanca(savaş) çatışmalar
olur. Tarımcı ülkenin savaştan amacı, göçebe siyasal birliğini parçalamak,
boyları dağıtmak ve bu yoldan onları güçsüzleştirmektir. Ayrıca göçebenin
otlaklarını ele geçirince, Çin köylüsü bu otlaklara ekip biçmesi için
yerleştirilir. Göçebeye haraç ödenmesi sona erer. Göçebe siyasal birliği
çözülür. Topluluk ayrı ayrı boylara bölünür. Ek besini de sağlayamadıklarından,
göçebe halk kitlesi gibi, soylular da fakirleşir.
Fakirleşmeyi
boylar arasındaki savaşlar izler. Boylar arasındaki savaşların amacı, bir boyun
öteki boyun hayvan sürülerini ve otlaklarını zorla ele geçirerek, insanlarını
köleleştirerek kendi beslenme sorununu çözmeye çalışmasıdır. Savaşı kazanan
boyun, bu yoldan yaşam düzeyi yükselir. Savaşta kazanan boyların kişisel
yetenek sahibi şefleri, böylece kısa zamanda parolaları savaşmak olan yeni boy
birlikleri kurabilirler. Çok geçmeden savaş öteki boy birliklerine, tarımcı
devlete karşı verilir. Bunu tarım devletine karşı verilen daha büyük savaşlar
izler ve yukarıda belirtilen bunalımlar yeniden başlar. Bozkır devletlerinin
böyle meydana geldiklerini sanıyorum”.
Avcıoğlu, Doğan. Türklerin Tarihi
içinde. s: 456-58
Kaynak 5:
William H. McNeill (1917-)
ABD’li
tarihçi. Dünyanın en saygın tarihçilerinden biridir ve 2006'da emekli olana
kadar lisans eğitimini de gördüğü Chicago Üniversitesi Tarih
Bölümü'nde
profesördür. Batı’nın Yükselişi kitabıyla tarih teorisini etkiledi. Bütün
kültürlerin birbirini etkilediğini, Avrupa uygarlığının MS 500’den sonraki
üstünlüğünü içinde bulunduğu istikrarsızlığa bağladı. Bu yüzden dinamik bir
nitelik kazanan Avrupa uygarlığı sürekli kendini yenileyerek Doğu uygarlığının
eski dengesini bozmuştur. Toynbee, uygarlıkların doğuşunu ve yıkılışını dış
etkeni dikkate almaksızın tamamen iç dinamiklerle açıkladı. W. McNeill’in tezi
bunun tam bir karşıtıdır.
Kaynak 6:
Çoban Topluluklar (Üçüncü Görüş)
Tarla açma
tarımı yayıldıkça ve bu yaşam biçimine bağlı kişilerin sayısı arttıkça, ilk
çiftçilik yöntemlerinde yapılan iki değişiklik büyük bir önem kazandı. Tarımın
ilk başladığı dağlık ve tepelik alanın kuzeyinde bulunan Avrasya’nın büyük
bozkır bölgesinde az ağaç ve bu nedenle tarla açma tarımına doğal olarak uygun
az yer vardı. Öte yandan bozkıra özelliğini veren geniş otlaklar
evcilleştirilmiş hayvan sürülerinin yaşamasına uygun yerlerdi. Bu durumda
bozkırın avcıları ilk çiftçilerce geliştirilen bir dizi uğraşı ile
karşılaştıklarında, tahıl tarımının gerektirdiği yorucu ekme biçme işlerini
benimsemeyip, hayvan evcilleştirmeyi benimseyerek, coğrafi çevrelerine etkin
bir uyum gösteriyorlardı.
Böylece,
tarımın ne olduğunu bilen, ama onu hor gören kendine özgü bir çoban yaşam
biçimi ortaya çıktı. Dağların güneyinde, daha sıcak ve daha kurak olmakla
birlikte, otlakların, Arap Yarımadası’nın büyük yayı boyunca çölü
renklendirdiği, kuzeyin bozkırlarına benzer bir çevre vardı. Bu bölgede de
çobanlık, neolitik çiftçilik tekniklerinin bir çeşitlemesi olarak gelişti.
Güney bölgesinde evcilleştirilen hayvanların çeşitleri, kuzeyde yeğlenen iri
hayvanlardan farklıydı. Koyunlar, keçiler ve eşekler, yarı çöl ikliminde yaz
ayları çekilen yem kıtlığına, iri yapıları kuzey bozkırının soğuk kışlarını
ölmeden geçirmelerinde yardımcı olan sığırlardan ve atlardan daha iyi
dayanabildiler.
Çobanlığın,
tarım dünyasının kuzey ve güney kıyılarında, çiftçilikten farklı bir yaşam
biçimi olarak ne zaman ortaya çıktığı kesin olarak tarihlendirilemez. İ. Ö.
3000’den önce çoban yaşamı sürdürenlerin sayısı bir olasılıkla pek fazla
değildi. Bu tarihten çok sonraları bile, bozkırda çobanlık yaşamına tam bir
uyum görülmez. Örneğin, at sırtına binmek gibi basit teknikler, belki eğer
üzerinde yaşam, ürkmeden insanların sırtına binmesine izin verecek biçimde eğitilebilecek
türden atların yetiştirilmesini ve ilk girişimlerin sonucu, hayvanların
kendisini sırtından fırlatmasıyla yere hoş olmayan bir düşüş yapsa bile
denemelerini sürdüren kişileri gerektirdiği için, İ. Ö. 900’den sonraya kadar
yaygınlaşamadı.
Çoban topluluklar
da avcılar gibi otoburların asalaklarıydılar. Hayvanları için ot peşinde
koşarken birbirinden oldukça uzak bölgeler arasında dolaşarak göçebe bir yaşam
sürdürmeleri bakımından da avcılara benziyorlardı. Çobanlar çoğu kez, yılın her
mevsiminde sürüleri için en zengin otlaklara giderek, az çok düzenli bir göç
biçimi izlediler. Hepsinden öte, koyun ve sığır çobanları sürülerini, ister
hayvanlar ister başka insanlar olsun, rakip etoburlardan korumak zorundaydılar.
Böyle bir yaşam, rakipleri o topluluğun geleneksel otlaklarını istila etmeye ya
da sürülerine saldırmaya kalktıklarında, yürüyüş rotasını kararlaştırabilecek
ve ivedi durumlarda tüm toplumun komutasını eline alabilecek bir şefi
gerektirdi.
İlk çiftçi
topluluklar oldukça barışçı ve eşitlikçiyken, başarılı büyük hayvan avcılarının
ayırt edici özelliği olan savaşçı örgütleniş ve şiddete başvurma alışkanlıkları
böyle bir çoban yaşamında önemini yitirmedi. Aralarındaki bu zıtlık, çobanlara,
çiftçilerle herhangi bir çatışmada açık bir üstünlük verdi. Gerçekten çobanlar
öylesine büyük bir üstünlüğe sahip oldular ki, her zaman öteki insanları, boyun
eğdirerek ve onları hayvanlarıymış gibi sömürerek evcilleştirmeye kalkıştılar.
İnsanlığın Eski Dünya’da bundan sonraki tarihi, çiftçiliğin olanak verdiği
sayısal üstünlükle çobanlığın gerektirdiği siyasal-askeri üstünlük arasındaki
etkileşim çevresinde döndü. Bu denge, toplumsal örgütlenmedeki, toplumsal
birlikteki ve teknolojik gelişmelerdeki iniş çıkışlara göre, bazen bir taraftan
öteki taraf yararına bozuldu. Dengenin bozulmasında, arada bir, bir büyük
fatihin ve imparatorluk kurucusunun ortaya çıkması ya da yıkıcı bir salgın
hastalığın patlak vermesi de etkili oldu. Çiftçilerle çobanlar arasındaki
ilişkilerdeki büyük değişiklikler her yerde ve her zaman insan toplumunu sarsıp
rahatını kaçırdı, fakat aynı zamanda bu iki farklı yaşam biçimi arasındaki
kanlı çatışmalar insanları başka hiçbir biçimde göze alamayacakları yaşam
deneyimlerine itti. Bu nedenle İ. Ö. 3000 dolaylarından sonra, toplumsal evrim
Avrasya’nın her yerinde büyük ölçüde hızlandı.
McNeill, William H. Dünya Tarihi.
s: 29-31
ÇALIŞMA SORULARI
1. İbni
Haldun, “asabiyyet” kavramını
kullanıyor. Bu nedir?
Ve bu kavramı
yazarın göçebe toplumlarla ilgili olarak ileri sürdüğü görüşlerinin merkezine
oturtabilir miyiz? Neden, nasıl,
açıklayınız.
2. Eberhart,
savaşçı – göçebe toplumların yükselişini ve çöküşünü hangi nedenlere bağlayarak
açıklamaktadır. Saptayıp yazınız.
3. William
H. McNeill, çobanlar ile çiftçiler arasındaki çatışmanın nedeni olarak nasıl bir
görüş ileri sürmektedir?
Yazar, bu
çatışmayı dünya tarihinde, uygarlık tarihinde; olumsuz sonuçlara yol açan bir
durum olarak görüyor mu? Bununla ilgili ipucunu bulup yazarın neler ima etmeye
çalıştığını düşünerek yazınız.
4. Üç
metin (veya iki metin) arasında ortak olduğunu düşündüğünüz görüşler var mı?
5. Buradaki
metinlerde anlatılan savaşçı – göçebe topluluklar; Germenler, İskitler, Kimmerler, Keltler,
Hunlar, Göktürkler vb. olabilir. Bunlar günümüz dünyasında hala var mı? Yoksa
nereye gittiler, varsa neredeler? Araştırıp, düşünüp, tartışınız.
6.
“Fetheden
de biziz, fethedilen de”… Bu sözü Engels, göçebe savaşçılar için söylemiş.
Anlamını düşünün ve yukarıdaki kaynaklar arasında bu görüşü destekleyecek
görüşler olup olmadığını düşünüp, yazınız.
7. "Türk dostu" olarak bilinen tarihçi Toynbee bile şunları söylemekten kendini alamaz:
“Göçebe
Türkler başka uygarlıklara bağlı toplulukları yönetimleri altına almakla,
dağcılık bilmeden sarp bir kayaya tırmanmaya kalkışan gözü kara sporcunun
yaptığına benzer tehlikeli bir işe girişmiş oldular. Böyle bir durumda bu
“dağcı” kayanın belli bir yerine kadar tırmanabilir ama orada durmak zorunda
kalır. Ne o tehlikeli yerden inebilir, ne de tepeye tırmanabilir. Ama orada
durmak zorunda kalır. Geri kalan enerjisini durdukları yarı yolda tutunmaya
harcarlar. Çünkü göçebenin yerleşik uygarlıkları yönetmeye kalkması, başka bir
deyimle hayvan çobanlığı yerine insan çobanlığına özenmesi olanaksız bir işe
girişmesi demektir.”
Toynbee’nin ne demek istiyor?
Böyle bir iddiada bulunmasının nedenleri nedir?
Yukarıdaki kaynaklar arasında yazarın bu iddiasını
destekleyecek kanıtlar/ görüşler var mı?
****
Orta Asya ve Eski "Türk" Tarihiyle İlgili Diğer Çalışmalara bkz.
Orta Asya Neresidir? Nasıl Bir Yerdir?
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/orta-asya-neresidir-nasl-bir-yerdir.html
Orhun Yazıtları
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/orhun-yaztlar.html
Orhun Yazıtlarından Seçmeler
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/orhun-yaztlarndan-secmeler.html
Eski Türklerin İnanışları Üzerine Farklı Görüşler
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/eski-turklerin-inanslar-uzerine-farkl.html
Efsanelerin Öğrettikleri
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/efsanelerin-ogrettikleri.html
Kaşgarlı Mahmut'un Dünyası ve Türk Dünyası
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/kasgarl-mahmutun-dunyas-ve-turk-dunyas.html
İpek Yolu
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/ipek-yolu.html
İpek Yolu ve Marco Polo
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/ipek-yolu-ve-marco-polo.html
****
Orta Asya ve Eski "Türk" Tarihiyle İlgili Çalışmalarda doğrudan kullanılan kaynaklar için bkz.
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/ipek-yolu.html
Orta Asya Neresidir? Nasıl Bir Yerdir?
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/orta-asya-neresidir-nasl-bir-yerdir.html
Orhun Yazıtları
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/orhun-yaztlar.html
Orhun Yazıtlarından Seçmeler
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/orhun-yaztlarndan-secmeler.html
Eski Türklerin İnanışları Üzerine Farklı Görüşler
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/eski-turklerin-inanslar-uzerine-farkl.html
Efsanelerin Öğrettikleri
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/efsanelerin-ogrettikleri.html
Kaşgarlı Mahmut'un Dünyası ve Türk Dünyası
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/kasgarl-mahmutun-dunyas-ve-turk-dunyas.html
İpek Yolu
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/ipek-yolu.html
İpek Yolu ve Marco Polo
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/ipek-yolu-ve-marco-polo.html
****
Orta Asya ve Eski "Türk" Tarihiyle İlgili Çalışmalarda doğrudan kullanılan kaynaklar için bkz.
http://tarihegitimi.blogspot.com.tr/2016/04/ipek-yolu.html
Bu çalışma "Uygarlıklar Tarihi 2 Öğrenci ve Öğretmenler İçin Çalışma Kitabı" için hazırlanmış ve orada yayımlanmıştır.
Yazar adı belirtilmeden, aktif link verilmeden kullanılamaz, alıntılanamaz.
1 yorum:
Hocam nasıl yapacağız soruları
Yorum Gönder