Ortaçağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ortaçağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2019

Kaynakları Sorgulamak: Haritalara Dikkat!

Dilara Kahyaoğlu

12. ve 15. yüzyıllar arasında Avrupa'da kurulan üniversiteleri gösteren harita
İlk üniversite 1180 yılında Kuzey İtalya'da kurulmuş olan Bologna Üniversitesi diye bilinir ama
haritada ondan daha önce kurulmuş üniversiteler de gösterilmiş. Aslında burada bir bilgi yanlışı var
çünkü Bologna üniversitesinin kuruluşu 1180 değil, 1080 olmalı. İnceleyiniz.
Üniversitelerin açıldığından beri kesintisiz olarak çalışmış olması da dikkate alınması gereken en önemli faktör.
Kaynak: Norman Bancroft Hunt, Living in the Middle Ages , Thalamus Publishing, 2009, s. 71

→Şu kaynağa da bkz. Burada oldukça farklı bilgiler var. Karşılaştırınız.

Dikkat! Bu durumdan çıkartılması gereken en önemli sonuçlardan biri, gördüğümüz herhangi bir belgeyi, bir kaynağı, mesela bir haritayı sorgulamadan doğru olarak kabul etmeyelim. 



22 Ağustos 2019

Galata Kulesi, Bir Ceneviz Kulesi mi?

Dilara Kahyaoğlu
Büyük Hendek Caddesi'nin sonunda görülen Kule, etkileyici bir görüntü yaratır.
*Fotoğraf: BSK
Tünelbaşı ile Karaköy (eski adı Galata)[1] arasında yer alan bu kuleyi 1348'de Cenevizliler yapmış (bu konuya geleceğiz). Galata bölgesi bir zamanlar bir Ceneviz kolonisiydi. Malum Ceneviz (Cenova/Genova); İtalyanların denizci şehirlerinden olup, en büyük ve tarihi rakipleri Venedikle birlikte Akdeniz'in, Ege'nin ve Karadeniz'in en güçlü, ticari ve deniz kuvvetiydi. Cenevizliler bazı stratejik yerlere yerleşip ticaret yapabilecekleri koloniler oluşturmuştu. Venedikliler daha çok Akdeniz ve Güney Ege'de etkinken, Cenevizliler kuzeye açıldılar; Kuzey Ege, Marmara ve Karadeniz'de koloniler oluşturdular.  Aslında Ceneviz ismi Cenova (Genova) ve Cenovalılara Türkler tarafından verilen addır. İtalyanca Genovesi ismi Türkçe'de Ceneviz'e dönüşmüş.[2] Bu da normal bir durum çünkü Osmanlılar, ilk zamanlarında Cenevizlilerle ittifak halindeydi, Türk-Ceneviz dostluğundan bahsedecek derecede aralarında sıkı bir ilişki vardı.[2] Fakat İstanbul'un fethi Ceneviz İmparatorluğunun kaderini temelden değiştirdi, Ceneviz bütün kolonileri kaybetti: Eski ve Yeni Foça 1455’te, Enez 1455-1456 arasında, Amasra ve Trabzon 1461’de, Lesbos [Midilli] 1462’de, Kefe 1475’te ve Sakız 1561’de Osmanlılar tarafından ele geçirildi. Bu bir koloni imparatorluğunun dağılmasaydı ama Cenevizliler ticari açıdan önemlerini devam ettirdiler, Amerikanın yeniden keşfinde rol oynadılar, Osmanlılarla da ilişkilerini sürdürdüler.
Eski Ceneviz Limanı
19. yüzyılda Ceneviz Belediyesi, en eski ve ünlü antik kolonisinin anısına
Galata adını verdiği bir ticari rıhtım, tesis inşa ediyor. Zamanla ticari bir değeri kalmadığı için
yakın zamanda burayı bir deniz müzesine dönüştürdüler.
Galata Deniz Müzesi 


Ceneviz Cumhuriyeti 
Diğer ayrıntılar için bkz. Harita cetvelinin Türkçe açıklaması [3]
Kırmızı üçgen kutular: Ticari kolonileri gösteriyor.
 Cenevizli tüccarların hem yerleştiği  hem yönetiminde hem de ekonomik süreçte çok
güçlü olduğu  liman kentleri (İskenderiye, İzmir, İstanbul, Napoli gibi)...

13 Nisan 2019

Osmanlılar Yeniden Toparlanıyor: Çelebi Mehmet Dönemi ve Şeyh Bedrettin

Dilara Kahyaoğlu

Mehmet Çelebi Dönemi Belli Başlı Olayları
*Diğer kardeşlerini bertaraf eden Mehmet Çelebi tek başına iktidara sahip olmayı başardı.
*İzmir’i Saruhanoğullarından aldı, Karaman üzerine sefer düzenledi ve bu sefer sonucu Akşehir ve Beyşehir'i ele geçirerek Anadolu’da kaybolan Osmanlı otoritesini yeniden kurmaya çalıştı.

*Rumeli seferlerine çıkıldı ve Eflak kuvvetleri yenilgiye uğratıldı, Eflak vergiye bağlandı.
*1416 yılında Venedikliler ile ilk deniz savaşı yapıldı, bu savaş sonucunda Osmanlılar yenilmiştir.

*Şeyh Bedrettin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ayaklanması çıktı. Bu konu ayrıntılı olarak aşağıda yer almaktadır.

*Timur tarafından esir olarak tutulan Mustafa Çelebi, Timur ölünce geri gelerek tahtta hakkı olduğunu iddia ederek ayaklandı ama başarısız olunca Bizans’a sığınmak zorunda kaldı.

Şeyh Bedrettin (1358? – 1420)
Sol yakada Simavna (Sarıhıdır) kasabası görünüyor. Bugünkü adıyla Kyprinos

Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin olarak da bilinir. Tarihsel kaynaklarda soyu ve yaşamıyla ilgili birbirinden çok farklı bilgiler vardır. Torununun yazdığı Menakıba göre babası Simavna kadısı İsrail, annesi ise Simavna[1] tekfurunun kızıdır ve sonradan Müslüman olarak Melek Hatun adını almıştır. 

Dönemin tanınmış bilginlerinden fıkıh, astronomi ve mantık dersleri alan Bedrettin 1383 yılında Mısır’a gider. Orada ünlü bilginlerin derslerini izlerken bir taraftan da Memluk sultanının oğluna ders verir. Mısır’da bulunduğu sıralarda Şeyh Ahlat ile tanışan Bedrettin ona bağlanarak tasavvufla ilgilenmeye başlar. Bir ara davet üzerine Timur’un sarayına giden ve oradaki tartışmalara katılan Bederettin, büyük başarılar elde eder ve ünü yayılır.

11 Nisan 2019

Osmanlı Devletinin Kuruluşu: Hızlı Büyümeden Parçalanmaya

Dilara Kahyaoğlu
I. Bayezit'in cülus töreni
Osmanlılar 1355 yılında Avrupa kıt'asına ayak bastıktan sonra Balkanlarda hızla ilerlemişlerdir. Balkan devletlerinin birleşerek Osmanlılara karşı koyma ve onları Anadolu’ya geri atma çabaları sonuç vermemişti. Sırp Sındığı (1364), Çirmen (1371), Kosova (1389) ve Niğbolu (1396) savaşları aslında birleşik Balkan devletlerinin Osmanlıyı Balkanlardan atma girişimlerinin sonucu olan savaşlardır ve hepsinin sonucu da Osmanlı lehine olmuştur.

Yıldırım, başlangıçta Anadolu'yu hakimiyeti altına alsa da, Timur'un gelişiyle bu durum hızla değişecek ve Osmanlı Devleti parçalanacaktır.


Yıldırım Bayezit Döneminin belli başlı olayları 

*I. Murat'ın savaş meydanında öldürülmesinden sonra tahta oğlu Beyazıt geçmişti ki hemen arkasından beyliklerin isyan dalgası geldi. İlk mücadele I. Murat’ın ölümünü fırsat bilerek harekete geçen Anadolu Beyliklerine karşı oldu. Saruhan, Aydın, Menteşe ve Germiyanoğlu beyliklerinin toprakları ele geçirildi (1390) ve buralarda Osmanlı idari teşkilatı oluşturularak Kütahya merkez olarak Anadolu Beylerbeyliği oluşturuldu. Daha sonra Hamitoğullarının toprakları da ele geçirilince (1392) Karamanoğulları herekete geçti, I. Bayezit Karamanoğulları’nın üzerine yürüdü ama sonuçta iki beylik arasında antlaşma yapıldı. Aynı yıl Candaroğulları beyliğinin Kastamonu kısmı da ele geçirildi.

09 Nisan 2019

Beylikten Devlete: Orhan Bey Dönemi

Görselin kaynağı

Osmanlı devletini adı bilinmez olmaktan kurtaracak olan Orhan’ın ilk başarısı iki yıllık bir kuşatmadan sonra Bursa kentini ele geçirmesidir. Orhan’ın tek önemli fethi bu değildir. Onun zamanında (1324-1360) Osmanlı devleti İstanbul Boğazına kadar Marmara bölgesinin Anadolu tarafındaki bütün kısımlarını fethettiği gibi, Gelibolu yarımadası ve civarını ele geçirerek Avrupa kıt'asına da geçmiştir. Ancak tarihçiler Orhan’ın bu yönüyle fazla ilgilenmezler. Avrupa’ya geçiş dışında fethedilen yerler aslında Osmanlıyı hala büyük bir devlet haline getirmemiştir. Diğer beyliklerle karşılaştırıldığında Osmanlı toprak açısından en büyük değildir henüz. Tarihçilerin Orhan’ın ön plana çıkardıkları yönü onun Osmanlıda kurumlaşma yönünde attığı adımlardır.

Osmanlı Devletinin Kuruluşu: Osman Bey (1281-1324)

Görselin kaynağı

Osmanlı devletinin kuruluşu kalın bir sis perdesi ile örtülüdür. Kuruluş tarihi üzerinde bile tarihçiler arasında tam bir uzlaşma yoktur. Bunun nedeni bu dönemle ilgili bilgimizin çok az oluşudur. Bu çok az bilgiyi de özellikle Bizans ve Osmanlı kaynaklarından derlemektedir tarihçiler. Yalnız Bizans ve Osmanlı kaynakları arasında çok önemli bir fark vardır. Bizans kaynakları olaylara bizzat tanıklık eden kaynaklardır, Osmanlı kaynakları ise çok sonraki yıllarda kaleme alınmıştır. Bu anlamda daha güvenilir görünse de, Bizans kaynakları Osmanlıya dışarıdan bakan ve bize çok az ayrıntı veren kaynaklardır. Bu yüzden tarihçiler, yine de daha çok Osmanlı kaynaklarına başvurmak zorunda kalmışlardır. Çünkü bu kaynaklar daha ayrıntılı bilgi verir.

Osmanlıların Kuruluş Yıllarında Anadolu, Ortadoğu, Balkanlar ve Avrupa

Dilara Kahyaoğlu
1997...
1299/1300 yıllarında, yani 14. yüzyılın hemen başlarındayız. 
Harita 1346 yılına aittir


1. Anadolu 


a. Siyasi Durum 

Beylikler
Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlılara bağımlı bir şekilde bir süre varlığını korur ama son hükümdar III. Mesut’un 1308 yılında ölmesiyle resmen sona erdiği kabul edilmektedir. Çeşitli zamanlarda Anadolu’ya yerleştirilen aşiretler, özellikle uçlarda, İlhanlı Devleti’nin denetiminden kaçabildikleri her yerde, “beylikler” kurarlar, bunlar da görünüşte İlhanlılara bağımlı durumdadır.

Bu beyliklerin en önemlileri;
Osmanoğulları; Bizans sınırında, Söğüt civarında
Germiyanoğulları; Kütahya ve civarında
Karesioğulları; Bizans sınırında, Balıkesir civarında
Aydınoğulları; denizden Bizans vd. Sınırında, İzmir civarında
Saruhanoğulları; Manisa ve civarında
Menteşeoğulları; denizden Hristiyan dünyası ile sınırdaş, Muğla ve civarında
Karamanoğulları; Konya ve civarında
Hamitoğulları; Isparta ve civarında
Candaroğulları; Sinop ve civarında
Eretna devleti; Trabzon Rum İmp’u ile komşu, Tokat, Amasya, Kayseri, Sivas vb. civarında
Ramazanoğulları; Adana ve civarında, Memluk Devleti ile komşu
Dulkadiroğulları; Maraş ve civarında, Memluk Devleti ile komşu

13 Mart 2019

Gotik Binaları Tanımak İçin Birkaç Küçük İpucu

Dilara Kahyaoğlu

Bu çalışma "Uygarlıklar Tarihi 2 Öğrenci ve Öğretmenler İçin Çalışma Kitabı" için hazırlanmış ve orada yayımlanmıştı... İlgili bölümü buraya alarak ve yeni bölümler ekleyerek (örneğin Saint Antuan Kilisesi'ni de çalışmaya dahil ettim.) Gotik Üslup'un öğrenilmesini kolaylaştırmak istedim. 

Kaynak A:  Notre Dame Katedrali Gotik katedrallerin en ünlüleri arasında bulunan Paris Notre Dame Katedrali, Paris’in gururu ve ekonomik özgürlüğün sembolü olarak yerel tüccarlar tarafından Meryem Ana’ya ithafen yaptırılmıştır. 1163-1345 yılları arasında tamamlanan katedralin inşası uzun yıllar sürdüğünden yapıda çok sayıda mimar çalışmış ve üslup değişiklikleri ortaya çıkmıştır. 
Resimde Katedralin ünlü “batı cephesi” (krala ait giriş bölümü) görülmektedir. 

Kaynak B: Gotik Üslubun Özellikleri
Gotik üslup, siyasal değişimlerin ve ulusal devlet bilincinin yaşandığı yıllarda ilk kez
Fransa’da ortaya çıkmıştır. Fransa ve Avrupa’da, bu üsluptaki eserlere Opus Francigenum-Fransız İşi denilmiştir. İtalyan hümanistleri 15. Yüzyıldan sonra bu tarz işleri beğenmeyip Barbar Sanatı diye nitelendirmiş ve istilacı kavimleri, Gotları hatırlatacak biçimde Gotik kelimesi ile adlandırmaya başlamışlardır.

Gotik, gerçekte bir mimarlık üslubudur. Romanesk dönemde temelleri atılan Gotik üslupta, bilinçli olarak Romanesk üslubun özellikleri bir araya getirilmiş ve Orta Çağ kentlerinin katedralleri (büyük, anıtsal kilise) Gotik üslupta inşa edilmiştir. Bu çağda katedral, dönemin düşünce ve sanatının anıtsal ifadesidir. Katedraller piskoposların öncülüğünde, halkın ve loncaların desteği ile yapılmıştır. 

Gotik katedrallerin ilk örneği rahip Suger tarafından planlanan Saint Denis Katedrali’dir. Suger’in, Fransızlara özgü millî bir mimari yaratmaya çalıştığı bu katedralde gül pencere, batı cephesinde iki kule, ışınsal şapeller (şapel: küçük kilise veya katedrallerde ibadete ayrılan yer), sivri kemerler, kaburgalı tonoz gibi Gotik üsluba ait özellikler bir arada kullanılmıştır.


08 Şubat 2019

İbn Battuta Seyahatnamesinden Ötekileştirme Örnekleri

Dilara Kahyaoğlu

14. yüzyılda yaşamış olan Battuta Faslı, mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup zamanında Berka'dan Tanca'ya göçmüş. Ve diğer Berberiler gibi Maliki mezhebine mensuptu. Bunu Arap kökenli olmadığının altını çizmek için özellikle yazdım.

Şimdi 14. yüzyılda yani daha Yeniçağ'a henüz girmek üzereyken nereden çıktı bu "ötekiler" diyebilirsiniz.

"Ötekileştirme", "Ayrımcılık" Nefret Söylemi" vb. İnsan Hakları bağlamında negatif anlam yüklü kavramlar olarak 20. yüzyılda bir norm haline yani hukukun bir parçası haline getirilmiş olabilir ama bu olgusal gerçeklik;  bundan önceki tarihlerde hatta çok eski tarihlerde belli konularda (özellikle dini ve cinsiyetçi) ayrımcılık ve ötekileştirme yapılmadığı anlamına gelmez. İnsanlar yüzyıllar önce de ayrımcılık yapıyorlardı halen daha yapıyorlar. Nihayet İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yeniden tasarlanan ve demokratik İlkelere göre inşa edilen Avrupa ve Dünya politik sahnesini oluşturan reformist fikirler gökten zembille inmedi. Geçmişte gerçekleşmiş olumsuz örneklerden yola çıkıldı, onlar bir daha olmasın diye çaba harcandı ve buna uygun yasalar, ilkeler, değerler geliştirildi. Bu yapılırken yine geçmişte yaşanmış olumlu örneklerden de yol gösterici olarak yararlanıldı. Meseleye böyle bakarsak kavramın kendisini yeni olabilir ama olgunun kendisi eskidir ve bu bağlamda yaklaşımım anakronik değildir.

01 Aralık 2018

Haçlı Seferleri

Dilara Kahyaoğlu
1998-2018
1135 yılını gösteren  Ortadoğu Haritası
Birinci ve İkinci Haçlı Seferleri arasındaki siyasi durum...


Haçlı Seferleri; Batılı Hıristiyanların Kudüs’ü ve öteki kutsal yerleri Müslümanların elinden almak için düzenledikleri askeri seferlerdir. Tarihsel olarak ifade etmek istersek 1095 ile 1270 arasına denk düşer. Bu süre zarfında batıdan doğuya sekiz ana sefer ve 1291’den sonra da bir dizi küçük sefer düzenlenmiştir.

Haçlı seferlerine neden olan tarihsel koşullar
1. Biliyorsunuz 11. yüzyılın sonlarında Batı Avrupa bir dizi feodal krallıktan oluşuyordu. 9. yüzyıldan itibaren Avrupalılar tarım alanlarını genişletmeye başladılar - ki bunu daha çok ormanları yakarak yapmışlardır- Bu durumda artan tarım ürünlerinin etkisi ile Avrupa’da 10. yüzyılda büyük bir nüfus patlaması yaşandı. Bu durumda Avrupalıların önünde çözmeleri gereken iki ana sorun var. Biri artan tarım ürünlerini satacak başka pazarlar bulmak, ikincisi artan nüfusun yarattığı istihdam ve geçim sorunu.   O sıralarda Akdeniz ticareti İtalyanların elindeydi ama diğer Avrupa krallıkları bu durumdan göreceli bir şekilde daha az yararlanıyorlardı. Aslında gerek kıta Avrupa'sı için gerekse İtalyanlar için ana sorun Akdeniz ticaretinin daha ileri noktalara yani Doğu'ya taşınamamasıydı, çünkü Doğu ticareti Müslümanların elindeydi. Demek ki kavramamız gereken halka mallarını satmak istiyorlar, Doğu ticaretine ulaşmaya çalışıyorlar ama bu noktada önlerinde bir engel var: Müslümanlar…

30 Kasım 2018

Feodalizm veya Derebeylik

Dilara Kahyaoğlu
1998-2018
Harold, Dük William'a bağlılık yemini ediyor.
Sahne (23) Bayeux Goblen'ninden (halı) alınmıştır.
Konunun tarihçesini ve belli başlı özelliklerini anlatmadan önce sürekli kullanacağımız bazı kavramları açıklayarak konuya giriş yapacağım. Aslında Feodalizme özgü bu kavram ve terimleri açıklamaya çalışırken konuya odak noktasından girmiş olacağız.

Önce ana kavramımız olan Fief (tımar) ile başlayalım. Fief (Latincesi Feodum ya da feudum); Hizmet karşılığında bağışlanmış mülk anlamına gelir, anlaşıldığı gibi Feodalizm kelimesi de zaten bu sözcükten türetilmiştir. Demek ki ilk kavramamız gereken halka, belli bir hizmet karşılığında mülk edinilmesi… Yalnız dikkat ediniz bu mülk parayla satın alınmıyor, bağışlanıyor.
Soru: Kim bağışlıyor? Neden bağışlıyor? Hangi hizmetler karşılığı bağışlama işlemi yapılıyor?

İşte bunlar ilk anda aklımıza gelmesi gereken sorular. Konu ilerledikçe bu soruların cevabını bulmaya çalışacağız.

Hristiyanlık, Kilise ve Papalık

Dilara Kahyaoğlu
1998-2018
https://www.wdl.org/en/item/4108/view/1/7/
Nürnberg Chronicle'da Meryem Ana, Çocuk İsa ile birlikte resmedilmiş.
Kitap bu görselle başlatılmış. 
Hıristiyanlık;  İsa’nın yaşamını kişiliğini, öğretilerini temel alan din olarak tanımlanabilir. Hıristiyanlık, Filistin'deki Yahudi toplumu içinde bir muhalif akım olarak ortaya çıkmıştır. İsa ve havarileri birer Yahudi idi ve Yahudilik inanışına göre beklenen “Mesih” (kurtarıcı, kutsanmış anlamında üzerine yağ sürülmüş demektir) İsa’nın kendisinden başka bir şey değildi. Elbette bu inanışa İsa ve havarileri sahipti, diğer Yahudi toplumu üyeleri ise bu inanışı öfke ve tepkiyle karşılamışlar, İsa’nın, Mesih olduğunu kabul etmemişlerdir (Mesih'in Yunancası “Hristos”tur. Hıristiyanlık kelimesi de buradan yaratılmıştır).

29 Kasım 2018

Ortaçağ'da Avrupa-Giriş

Dilara Kahyaoğlu 
1998-2018
Ortaçağ'da Floransa Kaynak: Nürnberg Chronicle

Tarihsel bir dönem olarak “Orta Çağ” terimi “Kavimler Göçü” sonrasına denk gelen bir dönemdir. Yüzyıllarla ifade edecek olursak 4.yüzyıl ile yaklaşık 15. yüzyıl arasına denk gelir.

Soru: Bu dönem, neden yeni bir Çağ olarak kabul edilmiş olabilir? Örnekler vererek açıklayınız.

İlkçağ denilen dönemin (MÖ 4000 (?) - MS 375/476) son yüzlerce yılında Güney Avrupa’ya ve tüm Akdeniz çevresine egemen tek bir devlet/imparatorluk vardı: Roma İmparatorluğu..
Roma’dan önceki uygarlıkların hiç biri böylesine bir bütünsellik sağlayamamıştı Güney Avrupa’da. Güney Avrupa coğrafi terimini özellikle kullanıyoruz çünkü tüm bu gelişmeler olurken Kuzey Avrupa halkları güneyden farklı olarak görece bağımsız ve savaşçı göçebeler (kır toplumları) olarak yaşıyorlar ve Roma tarafından “barbar” olarak isimlendiriliyorlardı. Roma’dan önce İtalya’da Etrüskler vardı ayrıca bugünkü Yunanistan'a ve Batı Anadolu kıyılarına serpilmiş durumda Yunan şehir devletleri, Akdeniz kıyılarına serpilmiş durumda Yunan kolonileri ve Fenike kolonileri vb. bulunuyordu. Bu konuları geçen sene işlediğinizi düşünerek kısaca hatırlatmak istedik.

16 Kasım 2018

Eski Türk Tarihiyle İlgili Tarihçilik Sorunları

Dilara Kahyaoğlu
1999-2018

1240 yılında Moğollar tarafında yapılan Kiev şehrinin kuşatılmasından temsili
bir resim. Ortada duran kubbe şeklindeki devasa eşya komuta eden kişinin obasıdır.
Seyyar olarak savaş meydanına kadar getiriliyor ve karargah görevi de görüyordu.
Savaşçı göçebeler tahmin edilebileceği gibi bozkır yaşantısına uygun bir siyasi örgütlenme geliştirmişlerdi. Bir boyun kuvvetli bir şef önderliğinde diğer boyları kendisine bağlaması şeklinde ortaya çıkan bu siyasi yapılanmaya genellikle “Boylar Birliği” veya “Boylar Konfederasyonu” denmektedir. Bu tür bir örgütlenme hızla bir araya gelmeyi kolaylaştırdığı gibi hızla dağılmayı da kolaylaştırdığından eski Türk [1] kabile birliklerinin de çok çabuk dağıldığını biliyoruz.

Bu konuyla ilgili bazı sorunlarımız var. Öncelikle şu noktayı açalım:
1. Türklerde “tüm ülke hükümdar ailesinin ortak malı” idi, ders kitaplarında bu konu “Veraset Sistemi” [2] olarak geçer. Ülke toprakları derken kastedilen şey boylar birliğinin hakim olduğu sınırları çok belirgin olmayan alanlardır. Burada esas sorun “toprağın mülkiyeti kimindir?” sorunu değildir. Sorun, bu toprakları “kimin yöneteceği, kimin önderlik edeceği?” sorunudur. Ülke topraklarının tüm aileye ait olmasının anlamı hükümdar öldüğü zaman ortaya çıkar çünkü ölen hükümdarın yerine ailenin tüm erkek üyelerinin ülkeyi yönetme hakkı vardır. Bir daha tekrarlamak pahasına; “hükümdar ölünce kimin başa geçeceği belli değildir!”.

03 Kasım 2018

Kırgızlar, Sibirler, Hazarlar, Avarlar, Oğuzlar ve Daha Fazlası...



Dilara Kahyaoğlu
1998
Kaynak
Kırgızlar
İlk Yaşadıkları bölgenin Baykal Gölü civarındaki İrtiş nehri dolayları olduğu sanılıyor. Önceleri Hiung-nu boylar birliğine bağlı olarak yaşadılar. Uygurların dağılması üzerine Ötüken bölgesinde bağımsız bir Kırgız Birliği kurdular (840). 1207 tarihinde Cengiz Han’ın kurduğu Moğol Devletine ilk bağlanan kavim Kırgızlar olmuştur. Günümüzde yaşayan en eski "Türk" kavimlerinden biridir. Ünlü Manas Destanı Kırgızlar tarafından meydana getirilmiştir.

01 Kasım 2018

Hiung-nular veya Asya Hunları Üzerinde Farklı Konuları Tartışma

Dilara Kahyaoğlu 
1998

Sınırlar için aşağıdaki tartışmaya bkz.
"Hun" adı ilk kez Çin kaynaklarında karşımıza çıkar ( M.Ö 318 yılına ait bir yazılı antlaşmada), yalnız orada “Hiung-nu” olarak geçmektedir.
Yaşadıkları esas bölge; Orhun ve Selenga ırmakları civarıdır.
Bilinen ilk hükümdarları  Teoman'dır (Tu-man).
En parlak dönemlerini Mete (Mao-dun)* zamanında yaşamışlardır.
Dikkat: Avrupa Hunları ile Asya Hunlarının aynı etnik kökene sahip oldukları tartışmalı bir konudur.

13 Nisan 2018

Kavimler Göçü

Dilara Kahyaoğlu
1998

[Gayet basit bir özet]
Kaynak

Bir önceki sayfada sözünü ettiğimiz kavimler, Orta Asya’da yaşam koşullarının kötüleşmesi sebebiyle, bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlardır. Kavimler Göçü (Barbarian migrations and invasions)
olarak adlandırılan bu olay, insanlık tarihindeki en büyük göçün başlangıcını oluşturmuş, uçsuz bucaksız Orta Asya steplerinde yaşayan çok sayıda kavim, farklı yollar izleyerek batı, doğu, kuzey ve güney yönlerinde harekete geçmişlerdir. Batıya doğru hareket eden ve yerleşik kültüre ait olmayan bu göçebeler ile  ilk çağın yerleşik uygarlıkları karşı karşıya geldiler. Yerleşik uygarlıklar, göçebeleri değiştirip dönüştürürken, kendileri de değişti ve dönüştü.  

12 Nisan 2018

İskitler, Hiung Nu'lar ve Hunlar

Dilara Kahyaoğlu
1998
MÖ 4. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen bu altın göğüslük veya boyunluk
İskit kraliyet kurganında, 1971 yılında arkeolog Boris Mozolevski tarafından bulunmuştur.
Tolstaya Mogila, Pokrov, Ukrayna
http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRmlsZTpQZWt0b3JhbDExMS5KUEc
İskitler (Sakalar)*
Bu konfederasyonu adlandırmada kullandığımız İskit (Skyth) adı, eski Yunanlıların yeni tanıştıkları bu savaşçılara verdikleri addır.  At sırtındaki ustalıkları ile bilinen savaşçı bir topluluk olan İskitler MÖ 8-7. yüzyıllarda başka kavimlerin zorlamasıyla İç Asya'dan Rusya’nın güneyine doğru göç ettiler. İskit göç dalgaları, Hazar Denizi’nin güneyindeki Hazar platosuna kadar ulaştı. Göç edenlerden bir kısmı Aral Gölü çevresine yerleştiler. Hazar’ın kuzeyinden batıya hareket edenler ise Karadeniz’in kuzeyine yerleştiler. Tuna ve Volga arasındaki bölgeye hakim oldular. İskit uygarlığına ait en zengin kalıntılar bu bölgede bulunmuştur.

15 Nisan 2016

İpek Yolu ve Marco Polo


Dilara Kahyaoğlu

2014


Amaç: Marco Polo ile birlikte İpekyolu’nu inceler, Orta Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan yolun önemini öğrenir, tartışır. Ticaret yollarının aynı zamanda bir kültür taşıyıcısı olduğu konusunda farkındalık kazanır, değerlendirir.


Kilit beceriler: Harita Okuma, Görsel Okuma, Analiz, Çıkarımda Bulunma,  Araştırma



Kaynak 1: 
İpek Yolu ve Marco Polo
İki bin yıl kadar önce Çin'in açtığı en önemli ticaret yolu olan İpek Yolu, dünyaca ünlüdür. Çin ile Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki köprü olarak kabul edilen İpekyolu’nun, Doğu ile Batı arasındaki ekonomik ve kültürel alışverişe önemli katkıları olmuştur.

İpek Yolu, tarihte Çin'den başlayıp Orta Asya üzerinden Güney Asya, Batı Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika'ya uzanan kara ticaret yoluydu. Çin ipeği ve ipekli ürünleri bu yol üzerinden batıya taşındığı için İpek Yolu olarak adlandırılmıştı. Yapılan arkeolojik araştırmalara göre, ipek Yolu'nda faaliyetler esas olarak Çin’in MÖ l. yüzyılda hüküm süren Batı Han hanedanının hükümdarı Zhang Kian tarafından başlatılmıştı. O zamanki İpek Yolu'nun güney rotası, Afganistan, Özbekistan ve İran’ı geçerek Mısır'ın İskenderiye şehrine; öbür rota, Pakistan ve Afganistan'ın Kabil şehrini geçerek İran Körfezi'ne, ya da Kabil'in güneyine inerek şimdiki Pakistan'ın Karaçi şehrine ya da deniz üzerinden Pers-İran ve İmparatorluğu’na kadar uzanmaktaydı.