01 Mayıs 2018

Kimlik Penceresinden Eski Türk Toplumlarına Genel Bir Bakış

Dilara Kahyaoğlu
1998
Raşid Al-Din'in (Reşidüddin) Câmi'u’t-tevârîħ’indeki minyatürde
Cengiz Han'ın Pekin'i fethedişi betimlenmiş.
Cengiz Han en büyük ve sonuncu bozkır imparatorluğunu kurmuştu.
Ardılları zamanında imparatorluk bölündü ve yerelleşerek bozkır imparatorluğu olma özelliğini kaybetti. 
Eski Türk toplumları göçebe/savaşçı bir yaşam tarzını benimsemiş topluluklardı. “Göçebe/Savaşçı” terimleri ile ne anlatmak istediğimizi kısaca özetlemeye çalışalım çünkü bu sorun ileri ki konularda daha ayrıntılı bir şekilde ele alınacaktır.

Boylar (kabileler, aşiretler) halinde Orta Asya bozkırlarında yaşamakta olan Türkler bozkır ikliminin geçerli olduğu o iklim koşullarında yerleşik bir yaşam sürdürme şansına sahip değillerdi.

Bu durum onları avcılık, sınır ticareti ve yağmacılık türünden geçim kaynakları yaratmaya itmiş ve çok geniş bir alanda dağınık bir yerleşime sahip görünen bu boylar, zaman zaman güçlü bir hakanın ve/veya boyun egemeliği altına girerek “bozkır imparatorlukları” veya daha klasik bir söyleyişle “boylar Konfederasyonu” dediğimiz “kabileler birliğini”, “boylar birliği”ni oluşturmuşlardır.

21 Nisan 2018

İnsanlar Ulusal Bir Kimliğe Sahip Değilken Kendilerini Nasıl Tanımlıyorlardı?

Dilara Kahyaoğlu
1998
Mazzini'nin dergisini okuduğu için kurşuna dizilen yurttaşlar

Milli kimlik kavramından önce insanların kimliklerini belirleyen kaynaklar aile, aşiret, soy veya dindi.

Bu yüzden geleneksel toplum ve topluluklarda kimlik bir sorun değildi. Hemen herkes, herkesin kim olduğunu bilirdi. Herkesin kim olduğunu töreler belirlerdi, insanlar hangi kimliklerle doğmuşsa, çevrelerinden de doğal bir şekilde kabul görürdü.

Ulusal devletler kimliğini arayan geleneksel topluluklardan oluşan kendi halklarına “ulusal bir kimlik” verdiler. Sen artık “şu”sun dediler. Toplumun bu ulusal kimliği içine sindirmesini ona sahip çıkmasını beklediler. Yurttaşlık ahlakı bunu gerektiriyordu. İşte bu aşamada geleneksel bir topluluğa milli devlet tarafından verilen “resmi kimlik” topluluğun aradığı geleneksel kimlik ile uyuşmuyorsa kimlik sorunu da kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Bu anlamda bütün ulusal devletler şu ya da bu ölçüde kimlik sorunu yaşamıştır. “Ben kimim?” sorusuna kişinin veya toplumun verdiği yanıt, ondan beklenen yanıttan farklı ise toplumlarda kimlik bunalımı ortaya çıkar. Örneğin kişinin kendi değerler sıralaması içinde öne çıkarttığı kimlik “Müslümanlık” iken ondan beklenen yanıt “Türküm” demesi ise burada bir çelişki ve bunun arkasından gelen bir kimlik bunalımı var demektir.

19 Nisan 2018

Bir Ulus Nasıl Yaratılır?


Dilara Kahyaoğlu
1998
Görselin kaynağı
ABD Anayasasının kabulünü ve ilanının gösteren bir resim
Amerikan kolonicileri anayasal devrimle birlikte ABD ulusunu yaratmaya çalışıyor.

[Aynı metin başka bir başlık altında da var. Bir kaç metinde daha aynı sorun var çünkü aynı ders notlarından bazı metinleri daha önceden yayımlamıştım. Onları siteden kaldırmak yerine - linkleri öldürür ve izleyenler o metinleri artık sabit bir veri olarak kabul edeceğinden-  ders notlarının yazılış sırasına uygun olarak yüklemeye devam etmeyi tercih ettim. Yalnız bu sefer çoğuna; metnin neyle ilgili olduğu ilk bakışta anlaşılsın diye uygun yeni başlıklar yazdım.] 

Milliyetçiliğin ne olduğu ve nasıl ortaya çıktığı konusunda farklı görüşler vardır. Bir çok yazar “miliyetçiliği” yukarıda anlattığımız milli devletlerin ortaya çıkış süreci ile birlikte düşünmek eğilimindedir.

17 Nisan 2018

Milli Devletlerin Doğuşu ve Millet Nedir?

Dilara Kahyaoğlu
1998
Münster Antlaşması'nın Onaylanması, 15 Mayıs 1648 
Ulus devlet kavramının doğduğu Vestfalya Antlaşmasını doğuran 
antlaşmalardan biri..
Fransız İhtilali kapitalist ekonomi ve toplumun geliştiği dönemde patlak veren bir devrimdir. Eski rejimden bir şey beklemeyen ve önünde bir engel olarak gören burjuva sınıfı, köylüler ve hatta bazı soylularla da işbirliği yaparak büyük bir ihtilal gerçekleştirir. Nihai amaç mutlakiyeti ortadan kaldırmak ve yeni gelişmekte olan pazar ekonomisinin önündeki geleneksel ve yasal engelleri ortadan kaldırmak için iktidarı ele geçirmektir (bu devrimin tek bir amacı olduğu düşünülemez).

Gerçekte burjuva sınıfı Avrupa’da 11. yüzyılda ortaya çıkmaya başlamıştır. Başlangıçta kentlilerin ayrıcalıklı durumuna işaret eden bu kavram, feodal dönemde köylüler ile soylular arasındaki bir ara tabakaydı. Başlangıçta kentli, geçim olanaklarını kendi kendilerine yaratan özerk bir sınıfın adıydı. Fransız devrimi öncesi (şimdi de) burjuvazi hiç de bütünleşmiş bir tabaka değildi. En altta küçük esnaf ortada serbest meslek sahipleri (doktorlar, avukatlar gibi), en yukarıda ise büyük tüccarlar ve sanayiciler bulunurdu.

15 Nisan 2018

Toplumsal Yapıların Tarihsel Serüveni

Dilara Kahyaoğlu
1998
Keşifler
Önümüzdeki konulara girmeden önce toplumların hangi sosyo-ekonomik ve/veya siyasal sistemlerden geçtiğine kısaca bir göz atmakta yarar var.

a) Avcılık- toplayıcılık dönemi; (Tarih Öncesi Dönem) “İlkel toplum” da denilen bu dönemde ekonominin temelini avcılık ve toplayıcılık oluştururdu. Ortaklaşa bir yaşamın var olduğu, “kabile” tarzı toplumsal örgütlenmenin sürdüğü bu dönemde göçebelik çok sık görülen bir olgudur, yaşam alanlarındaki geçim kaynaklarının tükenmesi küçük gruplar veya yığınlar halinde yapılan göçlere neden olmuştur. Bu dönem klasik ders kitaplarında “Paleolitik Dönem” veya “Yontma Taş Devri “ olarak geçmektedir.

14 Nisan 2018

Kimlik - Ben/Biz, Kimim/Kimiz?

Dilara Kahyaoğlu
1998
Kaynak
Türkçe “kimlik” kavramı oldukça yenidir. Eskiden Osmanlıca “hüviyet” denirdi. Hüviyet anlamında kimlik sözcüğü bugün de vardır, -kimliğiniz? diye sorulduğunda, hüviyet cüzdanımızı çıkartıp gösterir ve kendimizi tanıtırız.

Hepimizin hüviyet cüzdanında yazan bir adı, hangi aileye ait veya dahil olduğumuzun belirtisi olarak taşıdığımız bir soyadı ve cinsiyetimizi belirten bir hane, doğar doğmaz edindiğimiz kimliğimize dair işaretlerdir. Bilindiği gibi bazı devletlerde, kişinin hangi dine veya mezhebe mensup olunduğu bile yazılır.

Bazı kimlikleri de toplum içindeki rollerimize göre sonradan kazanırız. Anne olmak, öğrenci olmak, Galatasaraylı olmak, yönetici olmak gibi.

"Tarih Nedir, Ne İşe Yarar/Yaramalı?" Üzerine Tartışmaya Uygun Alıntılar

Dilara Kahyaoğlu

[Bu konuyla ilgili alıntıları zaman içinde eklemeye devam edeceğim.]
Kaynak

*İnanıyorum ki, her milletten aileler ve öğretmenler, tarihi yorumlayıp ülkelerinin gençliğine aktarırken büyük bir sorumluluk taşımaktadır. Tarih, insanlar arasında bölünme ve nefret değil de, uyum yaratacak şekilde öğretilebilirse eğer, bu millete de diğer milletlere de çok daha faydalı olacaktır.
İrlanda’da işlenen bir cinayeti soruşturan müfettişin raporundan son sözler… The Times, 10 0cak 1980